Bir kaşık bile değilken deryanda aklım, neyi alıp nereye boşaltacağım 'ım?
Sen'i bulan, bütün mülke sahip olurmuş. Kucağında demetlenirmiş kainat.
Sen'i bulan, güneşe yakınmış. Yıldızlar dökülürmüş görmeyi bilenlerin avuçlarına. Ayrı ayrı öğretirmiş her yıldız,mesafelerin dilini. Sadece vadiler içinmiş derinlikler.
Gökyüzüne bakıyorum. Süzülerek giden bulutların vazifesi farklı mı benimkinden?
Açtığımızda gözlerimizi, söyleyebilirmiyiz bir an dahi yalnız olduğumuzu 'ım? Hep bizimlesin. Endişeyle sindiğimizde bir köşeye, ne zaman göremedik ellerimize uzanan nurdan iplerini? Tutunamadıksa gafletimizden..
Ey sevgililerin en Sevgilisi!
Yaşamanın tadı seni bulmadaymış.
Seven sensin sevilen de...
Sen'i bulan neyi kaybeder? Sen'i kaybeden neyi bulur?
Küçüklüğümüzden beri büyüklerimizden duyduğumuz bir söz vardır:
‘‘Yalnızlık ’a mahsustur.’’ Bu hakikate vurgu yapılırken amaç; ‘‘insan insana muhtaçtır.’’ gerçeğine dikkat çekmektir.
Biliyoruz ki; önce Hz. Adem’i yarattı. Sonra ondan da eşi Hz. Havva’yı yarattı. Adem Havva’ya, Havva Adem’e muhtaçtı. Hayatın hayrı ve huzuru iştirakten geçiyordu. Evet, ilk günden itibaren hayat müşterekti… Fıtrat ve hılkat buna müsaitti. Zaten ‘‘insan’’ kelimesinin sözlük anlamında ünsiyet geçmiyor muydu? İnsan insan olma hassasını korudukça ülfet ve ünsiyet devam edecekti… İnsanlıktan koptukça nefret ve husumet galebe çıkacaktı… İşte kardeşlikten nefret üreten Kabil… İnsan Halık ile barışık olmayınca hayatla, halkla, herkesle hatta kendisi ile de kavgalı olacaktır… Bu durumda insanın ilk yapacağı iş; ’ı dost edinmek ve ’a dost olmaktır… O taktirde Veli olanın, Vekil olanın, Kefil olanın himayesinde ademoğlu gücüne güç katabilecektir… ‘‘Haberiniz olsun; ’ın dostları, onlar için korku yoktur, mahzunda olmayacaklardır.’’ (Yunus-62)
Tabii ki; O’na dost olmanın bir bedeli vardır… Elbette tek taraflı dostluk olmaz, karşılıklıdır…
İnsanlık tarihinin en güzel ve en özel dostu, Halilullah, az mı bedel ödedi? Canından da çok sevdiği İsmail’ini bıçaklara yatırdıktan sonradır ki, ‘‘halil’’ olma pâyesine hak kazanıyor… En güzel Vekil’e tevekkül ve teslimiyetini en üst düzeyde arzettikten sonradır ki, ateş selama duruyor… Demek ki ‘‘halil’’ olmanın yolu ateşin üstüne yürümekten ve bıçaklara yatmaktan geçiyor…
Halilullah için böylede Habibullah için farklı mı? ‘‘Habib’’ liğe yürürken tüm sevdalar bir sevdaya kurban edilmeli mi? Sevr’den Seniyyetül-Veda’ya uzanan sefer ‘‘habib’’ olmanın şifresini vermiyor mu bizlere?
Bu günde İbrahimi bir duruş bizi ‘‘halil’’ kılacaktır… Muhammedi bir çıkış bizi ‘‘habib’’ edecektir…
’a dost olmanın güvencesi ile yola çıkanlar bu defa kendi araların da dostluklar kuracaklardır… Çünkü O’na dost olmak, O’nun dostlarına da dost olmayı zorunlu kılıyor… Başka türlü kulluk yürüyüşü nasıl sürdürülebilir?
Meryem’i yarınlara taşıyan müşfik ve münib yürek Zekeriya değil miydi?
‘‘Hak’’ kelimeyi Firavun’a taşırken Musa’nın Harun gibi bir dosta ihtiyacı vardı…
Hira’da gök sofraları Muhammed’e svs. sunulurken meleklerden bir dost, Ruhul Kudüs devredeydi, Hira’dan Mekke’ye indiği zaman insanlardan bir melek onu karşılıyordu ismi, Hatice idi…
Risaletin bidayetinde ilk olarak dostluk mektebi açıldı; burası Daru’l-Erkam’dı… Bu kapıdan giren herkes dost olarak çıkıyordu… Bundan böyle İslam’ın tüm çilesini bu yürekler taşıyacaktı…
Akabe’de dostluk sözleşmesine imza koyanlar, ölüme ve çağlara meydan okuyorlardı…
Hicret gecesi yatağa uzanan Ali’de hiçbir tereddüt ve tedirginlik yoktu… Dostluğun yüce hatırı vardı… Çünkü onlar gerçekten gözü kara dostlardı…
Sıddık’ın dostluğuna melekler bile gıpta ediyordu…
Havari olmak, ensari olmak, rabbani olmak nedir? Bunun Türkçe karşılığı özetle, dost olmaktır…İnsanlığın en soylu damarı; dostluk ve vefadır…
Tabii ki; kavli değil kavi dostluklar… Afaki değil, kalbi… Hesabi değil, hasbi olanını kast ediyoruz…
‘‘Adl’’in, ‘‘emn’’in, ‘‘sıdk’’ın adresi olacak dostluklar…
Bizim muhtaç ve mecbur olduğumuz dostluk; bizi ukbaya hazırlayacak, davaya bağlayacak, takvaya taşıyacak dostluktur…
‘‘’ın arşının gölgesinde gölgelenmek’’ ancak bu yolla mümkündür…
‘‘Birbirimizi sevmedikçe iman etmiş sayılmayacağımıza’’ göre dostluk bir akide meselesidir… İman olayıdır…
Kulluğumuzu sosyalleştirmek için önce dostluk ve kardeşlik diyeceğiz… Fesadın kökünü kurutmak, fitnenin önünü almak velayet ve uhuvvet bağlarını pekiştirmekle mümkündür…
‘‘Kafirler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız(birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur.’’ (Enfal-73)
Yeryüzünün salahı, beşeriyetin felahı için böylesi bir dostluk iklimine ihtiyaç vardır…
Arzın ıslahını zulmün izalesini, hakkın ikamesini, üstlenen o aziz dostları destekliyor:
‘‘… Onlar öyle kimselerdir ki, () kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir…’’ (Mücadele-22)
Çürüyen toplumlara yeni bir ruh aşılayacak olanlar, dostluğun gereğini yapabilenlerdir…
Bu gün bize ekmek gibi, su gibi dost lazım…
Günahtan günaha sürüklendiğimizde bize ‘‘dur’’ diyecek, dostlar… Elleriyle, dilleriyle, kalpleriyle münkerle aramızda siper olacak olanlardır…
Rotayı şaşırdığımızda pusulamız olacak, kol-kanat gerecek, ruhunun penceresini bize açık tutacak dostluklara muhtacız… İnşirah bulacağımız, itminan olacağımız, teselli ve teskin mercii olan yürekler… Öyle ki onların yokluğunu en büyük yoksulluk bilmeliyiz…
İnsan sıkıntıya düştüğünde ‘‘alo’’ diyecek bir ses bekler… Kulaklar kapının zilindedir bir dokunan olmayacak mı?
İhtiyaç halinde umutlar depreşir, acaba vefalı bir dost ‘‘hızır’’ olup yetişmez mi?
Şefkat elini elimizde göreceğimiz… Güvenli kolları ile bizi kucaklayacak… Yaslandığımızda yıkılmayacak, gölgesine sığınabileceğimiz, serinleyebileceğimiz çınar gibi dostlar… En mahrem sırlarımızı vermekte tereddüt yaşamayacağımız… En derin dertlerimizi döküp ferahlayacağımız ortamların özlemi içindeyiz…
Her şeyden önce kesin bir güven olacak, övse de, sövse de bu güven zedelenmeyecek… Bizi yanlış anlamayacak… Zanla hareket etmeyecek… Herkes bizi iterken onlar sinelerini bize açacak… Başkaları bizi yuhalarken, onlar ‘‘gel dostum’’ diyerek bize doğru koşacak…
Issızlığın, yalnızlığın en ürkütücü anında, gecenin en koyu saatinde ışığımız olacak, nefeslerinin sıcaklığını yüreklerimizde hissedeceğimi güzel dostluklar…
Bizi anlayan, anlamamıza anlam katan… Bize katlanan, bizi taşıyan vefa ve cefa abideleri…
Onlar ne bizi, ne de başkasını satmayanlardır, sömürmeyenlerdir… Hep sahiplenenlerdir…
Biz ağlarken onlar kıskıs gülmezler…Onlar, gerçekten sırdaştır, gardaştır, yoldaştır…
Fakat, biz dostluğun gereklerini hep başkasından bekleyenlerden olamayız ki! Kendimiz beklentilere ne zaman cevap vereceğiz?
Bize düşen görev; dostluk temennisinde bulunmak değil, dostluk dersi vermekte değildir… İmanımız bize müminlerle dost olmamızı emrediyor… Bizden beklenen örnek dostluklar sunmaktır…
Pazarlıksız, ön yargısız, kuralsız, sınırsız gerçek dostluklar…
‘‘Ah nerede eski dostluklar’’ diyerek hayıflanmak yerine, dostluğa hazırlanmak bize düşer…
Güven üzerine kurulmuşsa fani olan dostluklarımızı zedelememeli… El insaf! Bu ne hâl!
Dostlukla damıtılmamış ilişkiler hamdır… Kardeşlikle yoğrulmamış yapılar yavandır…
Yarınlarda ‘‘keşke’’nin fayda vermeyeceği dostluklara prim veremeyiz…
‘‘Vah yazıklar olsun bana, keşke filanı dost edinmeseydim.
Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden(Kur’an’dan) saptırmış oldu. Şeytanda insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır.’’ (Furkan-28-29)
Rasulullah (sav) de buyurmuyor mu? ‘‘ Kişi dostunun dini üzeredir.’’
Defolu dostluklar… Dumura uğramış duyarlılıklar… Kardeşler! Bize dalkavuk değil, dost lazım.
Sırtımıza basıp yükselme hesapları yapan sahte dostlarla, bizi bağrına basacak sahici dostları ayrıştırabilmeliyiz…
Aslında biz dostlarımızı tanırız…
Kim ki, tek kıbleli ise ve bu kıble de Kabe ise o bizim dostumuzdur… Onları alınlarındaki secde izinden tanırız… Kuşandıkları takva örtüsünden biliriz… Üzerlerinde taşıdıkları ’ın boyasından seçeriz…
Onların başları dik, alınları ak, elleri açıktır… İsar sahibidirler… Kendileri ihtiyaç sahibi olsalar da dostlarını kendi nefislerine tercih ederler… Kişisel çıkar ve ihtiraslar karşısında eğilip küçülmezler…
Küfre karşı onurlu, kardeşlerine karşı mütevazidirler…
rızası aradan kayıp gittiğinde her şey tersyüz oluyor… Bu gün dostluklar neden kalıcı değil? İnsanlar kalabalıklar içerisinde yalnız, çaresiz, kimsesiz… Sesler içinde sağır… Renkler içinde kör… Kendisi ile görebileceği, duyabileceği, hissedebileceği yürekler arıyor… Bu kaygan seküler zeminde dost bulmak, dost kalmak günbe gün zorlaşıyor… Artık dostluklar birer fantezi… Yüzler maskeli… Güzensiz, doyumsuz, dayanıksız ruhlar dağınık… Bu insanların önce Rableri ile barışmaları lazım… Fıtratları ile buluşmaları gerekiyor… Yalansız bir dünya, riyasız bir yaşam insanlığın ortak ihtiyacı… İnsani temastan, sıcak dostluktan, duyarlılık ve duygudan uzaklaştıkça uzaklaşıyorlar… Dünya öncelendikçe, dostluk ucuzladı…
Bu toplumsal tabloyu acı ve hüzünle izleyen her insaf ehli, şunun altını çiziyor:
Şimdi dostlukları ayağa kaldırma vaktidir…
Bizim için, hayat dost kazanma sanatıdır…
Dostsuzluk, insanın en hazin gurbetidir…
‘‘Dostluk öldü mü?’’ diye soranlara… ‘‘Hayır’’ demeliyiz…
Resmin neresinden itibaren kesmek istiyorsanız orayı işaretleyip mausede sağ tuşa basıp kes i seçin.
Sonra Dosya/Yeni yi seçin
Ekrana değişiklikleri adsız dosyasına kaydedilsin mi diye bir pencere çıkıyor Hayırı seçin.
Açılan yeni sayfada Düzen/Yapıştır ı seçin
Kopyaladığınız resim ekranda.
Bazen resmnlarında beyazlıklar kalıyor. Bunuda sayfanın kenarlarında orta kısımda nokta var orayı seçip resime kadar getirirseniz kenarlarda beyazlıklar kalmıyor.
Alıntı
Son olarak kaydedin.
Nette bunu eklemek istiyorsanız upload etmeniz gerekiyor.
Cok kiymetli ziyaretcim Hatice hanimefendi ve tüm anne-baba adaylarina;
Öncelikle Allah c.c´dan, bebeginizi hayirli ugurlu kucaginiza almak nasip olsun, Y.Rabbim herkese hayirli evlatlar versin insaAllah diyorum.
Yeni doğan çocuğa kısa bir süre içinde güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir. Rasulullah (sav) sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir.
Rasulullah (sav) güzel isim koymanın önemini şöyle açıklıyor: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (1)
Hiç kimse kıyamet günü Allah (c.c.)’ın hoşlanmayacağı isimle O’nun karşısına çıkmak istemez. Öyleyse kötü olan isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir.
Rasulullah (sav)’ın isim konusundaki hassasiyetini daha iyi anlamak için şu hadis-i şerifi de görmek lazım. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) bol sütlü bir deve hakkında: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasulullah (sav) adama: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Mürre (acı)” diyince ona “Otur” dedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (sav) ona da: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” diyince, ona da: “Otur” dedi. Rasulullah (sav): Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona “Sen sağ” dedi.(2)
Rasulullah(sav)’ın açıklamalarına göre en güzel isim olarak adlandırılanlardan bazıları şunlardır: Erkek ismi olarak, Abdullah, Abdurrahman, Muhammed, Peygamberlerin isimleri, Hasan, Hüseyin ve diğer İslam büyüklerinin isimleri tavsiye edilen isimlerdir. Kız isimleri olarak da, Aişe (Ayşe), Fatıma, Zeyneb, Hatice, Cemile, Zehra… gibi isimler güzeldir.
Anne ve babalar, çocuklarına isim koyarken anlamsız, hoş olmayan isimlerden kaçınmalıdırlar. İslam dünyasında kullanılan ve anlamı güzel olan isimlere yönelmelidirler. Bu gün her dinin kendine has bir takım isimleri vardır. Müslüman olduğunu iddia eden anne ve babalar da çocuklarının isimlerini bu doğrultuda vermelidirler.
İsim koymada dikkat edilmesi gereken bir diğer konuda, Halk arasında Kur’an-ı Kerim’den isim bulma cehaletidir. Anlamı olmayan yada anlam olarak kötüyü çağrıştıran bir takım isimlerle ilgili olarak “Neden bu ismi koydun?” denildiğin de verilen cevap “Bu isim Kur’an da var” olmaktadır. Mesela, kızlar için kullanılmaya başlanan “Aleyna (Bizim üzerimize), Aleyke (Senin üzerine), Kezban (yalancı) gibi isimler. Tufan (1. Hz. Nuh zamanında Allah'ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. 2. Şiddetli yağmur ve sel demektir, erkek cocuklarina verilen bir isimdir ve uygun degildir.)
Bu tür anlam ifade etmeyen isimlerden kaçınmak gerekir.
1- Ebu Davud, Edeb 69 2- Muvatta, İsti’zan 24
Sadık AKKİRAZ (Kur’an ve Sünnet Işığında EVLİLİK VE MAHREMİYETLERİ) Shf: 334,335,336
BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.
BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş. ( BEYZANUR, ELÍFBEYZA olarak tavsiye edilir.)
EBRAR: (Ar.) Er. 1. Hayır sahipleri. 2. İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.
ELİF: (Ar.) Ka. 1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notasını ifade için kullanılır. 3. Ülfet eden, dost, tanıdık. 4. Alışmış, alışkın, alışık. - İki kelimeli isimler yapılabilir (ELÍFBEYZA, ELÍFNUR olarak tavsiye edilir.)
NİSA: (Ar.) Ka. 1. Kadınlar. 2. Kur'an-ı Kerim'in 4. suresi (NISANUR olarak tavsiye edilir..)
FEYZA: (Ar.) Ka. 1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3. İlim, irfan. 4. Feyz ile dolu olan. (FEYZANUR olarak tavsiye edlir.)
NUR: (Ar.) Ka. 1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke'deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz. Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz. Osman'a verilen unvan, onur sahibi. Kur'an-ı Kerim'in 24. suresinin adı.
RAVZA: (Ar.) Ka. - Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe. Ravza-i Mutahhara; Rasulullah'ın medfun olduğu mekan. RAVZANUR olarak tavsiye edilir.
SÜMEYYE: (Ar.) Ka. - İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.
EBUBEKİR: (Ar.) Er. - Deve yavrusunun babası. - Hulefa-i Raşidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)'ın nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.
EBU EYYÜB EL-ENSARİ: (Ar.) Er. - Asıl adı Halid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul'a kadar gelip Bizanslılarla savaştı. (EYYÜP-ENSAR olarak tavsiye edilir.)
EYÜB: (Ar.) Er. 1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur'an'da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah'ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. -Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak okunur. (EYYÜP-ENSAR olarak tavsiye edilir.)
ENES: (Ar.) Er. 1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)'ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)'ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97-107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.
FARUK: (Ar.) Er. 1. Haklıyı-haksızı ayırmakta güçlü olan. 2. Doğruyu yanlıştan ayıran. 3. Keskin. - Hz. Ömer'in lakabı; haklıyı haksızdan ayırederek adaleti tam yerine getirmekte ün kazandığı için "Faruk" kelimesiyle adlandırılmıştır. (ÖMERFARUK olarak tavsiye edilir.)
HALİL: (Ar.) Er. - Samimi dost, Allah'ın dostu.
ÍBRAHİM: (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur'an'da ismi geçen İbrahim peygamber. (HALÍLÍBRAHÍMolarak tavsiye edilir..)
ÖMER: (Ar.) Er. - İslam Devleti'nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru'1-Faruk adını almıştır.
Daha pekcok anlami güzel olan isimler saymak mümkün elbette, umuyor ve diliyorum ki beklentinize karsilik verebilmisimdir.
Daha genis bilgi icin asagida verdigim linke tiklayiniz.