Fâtiha ve Aşk Makamı

Resmin tam boyutunu görmek için üzerine tıklayın.

Fâtiha ve Aşk Makamı





DR. HALUK NURBAKİ


Sevgilerin, aşkın türlü yansımalarını, farklı fazlarını ancak Fâtiha ile açabiliriz. Ne idraksizin şirke, ne nefsin küfre mecali kalmaz. Allah kendi güzelliğini Efendimizin gönlünde seyretmiş, Efendimiz kulluğu ve yokluğu (fenâ) ile övünmüştür. Gerçek bu kadar nettir. Bu fazları karıştırmak; hayatında sevgiyi bilmeyen nasipsiz ve kaba adamın konuya el atmasından doğmaktadır.
Allah güzelliğinin bir cereyan gibi an güzelliği sırrında yansıdığı an, bu akıma kim düşerse düşsün kendini aşk makamında bulur.
Eğer Allah, kendi güzelliğini kalb – i Muhammedî’de seyrderken; bir kul bu mekândan çıkan aşk ışıklarına rastlarsa mâşuk makamına düşmüş olur. Her ikisi de; ilâhî güzelliğin seyr coşkusudur. Ve kul dâima kuldur; âşık da mâşuk da gönüldeki sırdır. Böylesine zor bir konunun Fâtiha’nın inceliği içinde en açık bir biçimde verilişi şöyledir:
Fâtiha’da, yedi âyetin yedisi de Allah kelâmı olduğu halde; ilk üç âyet aşk makamından, ondan sonraki üç âyet mâşuk makamından yansımıştır. Son âyet yine emr – i ilâhînin ilk makamından verilmiştir. İşte bu incelikleri bilen; dört, beş ve altıncı âyetler “kul niyazıdır” derse küfür olur. Allah güzelliğinin gönül ekranından, mâşuk makamında dile gelmiş olması ve tek mâlikin kendisi olduğu sırrı bu incelik içinde bildirilmiştir.
Allah bizim gönlümüzden bize kulluğu tarif ederek söylemektedir; “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden istiane dileriz” dedirtmektedir.
Âyetin bu tarzda doğuş hikmeti, Efendimizin, elestte bulunduğu mâşuk makamıdır. Tekrar hatırlatmak istiyorum: Elest meclisinde Allah, varlıkların her zerresinden seslenince; bütün varlıklar paniğe kapıldı. Kendi iç ve özlerinde olanın da Allah olduğu gerçeğini yorumlama imkânı bulamadılar. Yalnız Efendimiz, bunu bir tecelli sırrı olduğunu sezerek mâşuk fazından Allah’a hitap etti, “Evet Rabbimizsin” dedi.
İşte aşk makamı ilk üç âyette tamamlanıyor: Cenab –ı Hakk’ın kendi güzelliğini, bütün ayrıntılarında ilân etmesi ve de sonsuz hamd emretmesi bu sırrı işarettir. Zâten, kendi güzelliğine muhatap olabilen, Efendimizin gönlü olduğu için; aşk ceryanını da Muhammed kelimesinin san’atı olan Hamd’la başlatıyor. Üçüncü âyet, aşk fazından seslenişi kapatırken “Ben her şeyin mutlak mâlikiyim” emriyle dördüncü âyet sırrında şaşırmamamızı bildiriyor.
Çeşitli fazlarda ilâhî tecellînin yansıması, onun aşk ve güzelliği açısından değişmez gerçeğin kendisine âit olduğu keyfiyetidir.
Allah, hamd nîyazında, yalnız inançla iktifa etmeyi yeterli görmemiş, kendisini hissetmemizi, duymamızı, cereyanını gönlümüze bağlamamızı istemiştir. “Sonsuz mekânlarda, benim sevda cereyanımla, âlemlere yansıdığım zaman ( Âlem – ı Kübra Sırrı ) sakın kendinizi aramayın. O anda, siz benim esrarımı anlayan tek varlık Muhammedim gibi, O’nun İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn çizgisinde olacaksınız.”
Allah böylece kendi sevdasının sonsuz câzibesine kaptırdığı kulunu Efendimiz san’atı içerisinde görmek istemektedir. Çünkü böyle bir anda tüm varlıklar panik halindedir. Atomlar, galaksiler yine Kur’an’ın emriyle bu câzibeye dayanamayarak dağılırlar. Mekânlar ve mekân ötesi varlıklar, varlıklarını ayakta tutamaz, kül zerresi gibi solarlar. Yalnız Efendimiz, “Yalnız sana kulluk ederiz” sırrı içerisinde mâşukluk makamına geçiverir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !